Öğrenci okula başladığında okuma yazmaya hazır değilse okuma güçlükleri yaşamaya başlayacaktır. Okuma güçlüğü, çoğunlukla bir değil birden çok aksaklıktan kaynaklanır ve derecesi de çocuktan çocuğa değişir.-Öğrencinin karşılaştığı okuma güçlüklerinin kaynakları şöyle sıralanabilir: Okula başlama olgunluğu, görsel ayrım (görme bozuklukları), işitsel ayrım (işitme engelleri), sözel dil gelişimi / gecikmiş dil becerisi, dikkat eksikliği, duygusal açıdan olgunlaşma, duygusal olgunluk düzeyi, ev çevresi, okul çevresi, fizyolojik nedenler, nörolojik nedenler, ihtiraslı anne-baba, iki dil konuşulması, sosyo ekonomik düzeydir. Okumayı etkileyen faktörleri, fiziksel, zihinsel, psikolojik, çevresel faktörler olarak ta sıralanabilir.

Okumada etkili olan fiziksel faktörler; görsel bozukluklar, işitsel bozukluklar, konuşma bozuklukları ve nörolojik sorunlar olarak sıralanabilir. Görme kusurları denilince ilk akla gelen hipermetropluk, miyopluk, astigmatlık gibi göz kusurları, okuma öğreniminin başlangıcında bazı güçlüklere yol açsa da uygun gözlükler kullanıldığı takdirde okuma öğrenimini etkileme açısından sorun ortadan kalkmaktadır. İşitme bozuklukları, okuma becerisini olumsuz yönde etkileyen faktörlerden biridir. İşitme, okuma öğreniminde görme kadar önemli bir duyudur. Çocuğun okuyabilmesi için belli şekilleri birbirinden ayırabilmesi, benzer harfleri karıştırmaması ve bunları bir kelime içinde gördüğünde tanıması gerekmektedir. Görme algısı, göz hareketlerinin koordinasyonu ve sürati okuma öğrenimini etkilemektedir. Okumayı öğrenebilmek için, sözcük içindeki sesleri tanıyabilmek, sesleri sözcük olarak birleştirmek ve sesleri hecelere ayırabilmek gibi işitsel fonksiyonları yapamayan çocuk, okumayı öğrenmekte zorluk çeker. Telaffuz hataları, işitme özründen doğan konuşma kusurları, dil-dudak-damak oluşumundaki özürler ve kekemelik gibi ciddi bozukluklar, okumayı öğrenmeyi geciktirmekte, hatta bazı hâllerde engellemektedir. Birçok okuma güçlüğüne merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasındaki gecikme neden olmaktadır.

Okuma sırasında beynin sol yarım küresinin özel bir rol üstlendiği düşünülmektedir. Beynin sol yarım küresinde yer alan iki alanın dil fonksiyonlarında çok önemli olduğu kabul edilmektedir. Bunlardan Broca alanı konuşma, Wernicke alanı ise anlama için önemlidir. Wernicke alanındaki hasar, dinleme ve okuduğunu anlama problemlerine yol açmaktadır. Broca alanında meydana gelen bir hasar ise sözlü okuma becerisini etkilemekte fakat anlamaya zarar vermemektedir. Okuma güçlüğü olan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, onların beyin ve sinir sistemlerinde özel kusurların olduğu saptanmış ise de okuma güçlüğünün birçok çocukta duygusal tıkanmalara, olumsuz tutumlara, depresyona ve daha başka psikolojik faktörlere bağlı olduğu görülmektedir. Sosyal ve kültürel olanakların yetersizliği, zihinsel uyarıcıların azlığının yanında aile içinde söz sahibi olmama, dinlenmeme, ailenin ilgisizliği, aile ortamının huzursuzluğu, kötü ders çalışma koşulları da okumadaki başarıyı olumsuz etkiler. Yapılan araştırmalar aşırı koruma, baskı, otorite, denetimsizlik gibi hatalı eğitimin de çocuğun okuma becerisini kazanmasını belli bir süre için de olsa geciktirebileceğini göstermektedir (Özdoğan, 2000: 19). Duygusal veya psiko-sosyal gelişimlerinin eksikliği nedeniyle okula gitmeye hazır olmayan, okul olgunluğu kazanamamış çocukların da okuma öğrenimlerinin aksadığı görülmektedir. Çocukların okul öncesi eğitim almamaları, okula gitmek için aileden ilk defa ayrılmaları, onların okul kurallarına uymalarını ve öğrenmeye hazır olmalarını engellemektedir. Okuma güçlükleri olan çocukların eğitimi ile ilgili olarak yapılacak ilk iş, çocuktaki kusurların nedenlerini belirlemeye çalışmaktır. İkinci iş olarak, çocuğun en az gelişmiş olan yetenekleri saptanmalıdır. Ancak bu iki işi yerine getirdikten sonra, çocukların sorunlarını gidermek için kullanılacak bir yöntem veya program seçilebilir. Seçilen yöntem de çocuğun seviyesine göre ayarlanmalıdır .

Diğer Makaleler